![]() |
--------Teksas'ta İslamın Gücü |
|
Eser ; Raif Cilasun Üstüne konuşmak bize düşmez. 312 sayfalık eserde nelerin bulunduğunu yazarın önsözüyle veriyoruz. "1860 yılında Amerika Reisicumhuru Abraham
Linkolin'in konuğu olarak Kızılderili'lere komşu bir vadiye yerleştirilen
Bir Ödemiş Efesi'nin kahramanlıklarla dolu gerçek bir macerasını hikaye
ediyorum. Bu öyle bir roman ki, kovboyların yumruğundan daha yıkıcı,
silah kullanışlarından daha keskin nişancı, ata binişlerinden daha üstün
kabiliyetleri yanında Türk ve İslam oluşlarının meziyetleri de anlatılmıştır.
Ahlakları, haya duyguları, insancıllıkları, terbiye ve göreneklerinin
gönüller dolduran ve milli hislerimizi okşayan tertemiz duygularının
Hıristiyan Amerikan halkında yarattığı aşağılık kompleksi içinde çırpınışları
ve taassup kinlerinin kabaran kudurganlıklarının nasıl eritildiğini
bu romanda bulacak ve çok çok hoşlanacaksınız"
|
![]() |
|
Biraz eski baskılı bir kitap olduğundan (1984) bulmakta zorluk çekebilirsiniz. İki adet adres verilmiş. Huzur Kitabevi B.Saray Kitapçılar Çarşısı No:36 526 43 52 İstanbul ve Can Kitabevi Mevlana Cad. Bostan Çelebi sok. No: 11/B tel 11567 Konya |
|
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
--------Nasreddin Hoca |
Nasreddin Hoca'yı hep merak etmiştim. Onun fıkraları bunca yıl boyunca bana hiç de gerçekliği olan anlatılar gibi gelmemişti. Düşünsenize bir adam nasıl göle maya çalar, bindiği dalı keser, eşeğe ters biner ve böylesine ölümsüzlüğe ulaşır? Size de bunda bir mantıksızlık varmış gibi gelmiyor mu? Nasreddin Hoca'yı köyün delisinden ayıran, onu yüzyılların ötesine taşıyan özelliği neydi? O zamanın Anadolu insanı inanılmaz ince bir mizah anlayışına mı sahipti ki, bugün her yüz kişiden doksan dokuzunun anlayamayacağı abzürt espriler üreten bir adam çağları aşıp geldi? İşte bu soruların cevabını anlamak için bu kitabı okumanız gerekiyor. Yapı Kredi'nin çıkartıp daha sonra piyasadan tepki alır mantığıyla toplattığı Nasreddin Hoca kitabı daha sonra sessiz sedasız Edebiyatçılar Derneği tarafından tekrar basıldı. Kitabı okuduğunuzda bölük pörçük bir Nasreddin Hoca değil, onu oluşturan mozaiğin tüm parçalarını görüyorsunuz. Tabi ki işin bu hale gelmesinde özellikle Cumhuriyetten sonra başlayan "sahte ahlakçılık" ekolünün büyük rolü var. Bilindiği yada bilinmediği gibi, Osmanlıca'dan yapılan tercümelerde "Bu yakışık almaz", "Böyle bir şey demişse bile bu böyle söylenmez" mantığıyla eserleri kimseye haber vermeden o bölümü sansürleyip yok eden yada değiştiren ve ortaya çıkanı da eserin tamamıymış gibi sunan insanlar var. Bu yüce kişiler böyle yaparak "toplumun örf ve adetlerini ayrıcana ahlak yapısını" koruyorlar. Bu tip insanlardan bazıları çok yakın bir geçmişte Kırkpınar Güreşlerinde "kıspete el sokma" oyununun İslam'a aykırı olduğunu iddia edip, yağlı güreş yapan bir sürü Padişah (aynı zamanda Halife) ve Şeyh - ül İslam'ın da İslam hukuku konusundaki bilgi ve yeterliliklerini tartışmaya açmışlardı. İşte bu insanların gazaplarından (ya da bilirkişilik ve toplum üzerinde yönlendirme hakkına sahipliklerinden) kurtulamamışlardan biri de Nasreddin Hoca. Pertev Naili Boratav ise yaklaşık 42 yıl boyunca araştırma yapmış, Oxford Bodlein Kitaplığı'ndan Paris devlet kitaplığına, Berlin Devlet Kitaplığından Leningrad Yazmaları'na kadar binlerce kaynağı inceleyip Nasreddin Hoca kitabını çıkartmış. Kitabın neden bunca olay çıkarttığına gelince aşağıdaki fıkraları okuduğunuzda sizin de bir fikriniz olacaktır sanırız. Şaka bir yana iyi ki zamanında rahmetli olmuşsun hocam, yoksa şimdi seni "Can Yücel"den beter ederlerdi. Ömrünü mahkeme kapılarında sürünerek geçirirdin valla.
Bir gün Nasraddin Hoca bir büyük torba içine yoğurt doldurup arkasına urup giderken yoğurt torba içinde o canibe, bu canibe çalkalanır. Hoca aydur: "Arkamda bir hoşça dur! Yohsa şimdi seni endirür de sikerüm" dedi. Hiç yoğurtdan cevab gelür mi? İttifak yoğurt birezden yine çalkanur. Hoca'dur heman torbayı aşağa endürüp torbanın ağzın bir miktar gevşedüp hemandem zekerini içine sokup çıkardı. Bakıp gördü kim safi beyaz yoğurt olmuş, aydur: "Aferin! Çok yere girdün, çıkdun, amma hiç böyle yüzi ak çıkmadun!" dedi.
Nasraddin Hoca bir gün avradın çatalun kaldurup kim maslahata mübaşeret etmek dilese ezan avazın işidür, dahi fariğ olup "Bire karı! Zinhar ben gelince ayaklarun aşağa koyacak olursan benden üç talak boş ol" der de gider. Avrat da n'eyleün, ayakların tutup durur. Bu esnada bir herif kapuya gelür: "Ey! Sadaka eden!" der. Kapu dahı açuk imiş. Baksa görse kimesne yokdur, bir 'avrat vardur. Bu dahı dergaha geçer. Nasraddin çıka gelür. Nasraddin Aydur:"Kimesne nasibin kimesne yemez imiş."

![]() |
--------Oktay Sinanoğlu |
|
Türk Aynştaynı Okurlarımız arasında bu
kitabı belki hala okumayanlar vardır diye tanıtmaya karar verdik. Türkiye'de
son yıllarda yazılan en önemli kitaplardan biri. Hani "herkesin mutlaka,
mutlaka ve mutlaka okuması gereken kitaplar" vardır ya, bu kitap
onlardan. Sinanoğlu 26 yaşında Yale'de profesör olan ve "dünyanın
en genç profesörü" ünvanını alan bir bilim adamı. (Bu arada Oktay
Sinaoğlu'nun lise eğitimini Türkiye'de tamamladığını, yani "dahi
çocuk" statüsüyle sınıf atlatılarak 12 - 13 yaşında üniversiteye
başlamış olmadığını da hemen eklemek gerekiyor.) |
||
|
"...13 yaşındayım....Ankara....
... bulvar üstünde Amerikalı'nın birine apartmanın üçüncü yada dördüncü katını kiraya vermişler, adamın da bir tane yeni kocaman motosikleti varmış. Parıl parıl bir şey. O zaman nereden göreceksin öyle şeyleri, aşağıda kapının önünde duruyormuş. - Birisi mi çaldı onu? - Hayır, çok feci. Bir çocuk merak etmiş, gitmiş ellemiş motosikleti, dokunmuş. Adam balkondan tüfekle vuruyor çocuğu.. Hadise oldu bu. Türkiye'de mi yargılanacak, ne olacak derken adamı Amerika'ya götürdüler. Türkiye'de yargılanmadı. Ben bu olayı çok iyi hatırlıyorum ve o zaman Amerika'dan nefret ettim. Kendi kendime dedim ki yahu Kurtuluş Savaşı'nı niye yaptık? Burası sömürge olacak dedim. O yaşta geleceği gördüm" " Ben baktım, Türk bayrağı, Atatürk karşımda, cam çerçeveli olduğu için bayrağın üstünde kendi yansımamı görüyorum. İçimden yemin ettim ve dedim ki; Gideceğim ve kısmetse orada söz sahibi olacağım, ondan sonra gelip o namussuzlarla burada uğraşacağım. O zaman anlamıştım ki burada kalırsam Amerika'nın kölesi olurum, oraya gidersem Amerika'nın efendisi olur, buraya gelip onlarla daha rahat mücadele ederim." |
![]() |
Urla'da "Atom Fiziğinde
Yeni Yönler" toplantısını (toplantıya gelenler arasında Nobel ödüllü
Fransa'dan Kastler, ABD'den İsodor Rabi gibi isimler var) gerçekleştirdikten
sonra "Baba" ile tanışma "Çünkü Atatürkçülük sadece laiklik, irtica gibi bir takım laflar için kullanılıyordu. Tahkim, kapitülasyonlar, bağımsızlık, ulus-devlete gelince şak diye kesildi" "Eskiden Hıfzıssıhha'da yapılan bir araştırmaya şahit olmuştum; attan kan alınacağı için burnuna kocaman bir mandal takılırdı. Sonra da doktor boynuna kocaman bir iğne batırıp kan alırdı. Zavallı atın haberi yok; burnu çok hassas olduğu için mandalla meşgul; kanın alındığını fark etmiyor. İşte durum bu" |
|
"İngilizlerin, Amerikalı veya Kanadalıların eğitimbilim (pedagoji) kitaplarını açıp bakın; "yabancı dille eğitim yaptırdığın zaman insanlar düşünemez hale gelir" diyor"
|
||