![]() |
--------Aziz Don Bosco |
|
![]() |
|
|
![]() |
![]() |
--------Barbaroslar Cerbe'de |
![]()
|
![]() |
![]() |
--------Tarkan |
"TARKAN Türk gücünü ve kudretini yansıtan bir kelimedir. Bu kelimeyi Türk kanı taşıyan kahraman manasında yarattım. Kahramanlık ve mertlik ifade eder." Sezgin Burak Tarkan adının ne ifade ettiğini bu cümlelerle açıklıyor. Bugün etrafımızda Tarkan adına bu kadar sık rastlıyorsak, bunu Sezgin Burak'a borçluyuz. Bir çizgiromancı için de, bundan daha büyük bir onur olamaz herhalde. Bir kahraman yaratıyorsunuz ve insanlar bu kahramanı öyle seviyorlar ki, dünyada kendileri için en değerli şey kabul ettikleri çocuklarına, onun adını veriyorlar. Tabi ki burası Türkiye olduğundan, olay mantıkla sınırlı kalmayıp, "ilginçlik" boyutuna da uzanıyor. Çocuklarına bu adı veren ailelerine baktığınızda, teorik olarak çoğunluğu oluşturması gereken "Sağ" çizginin ağırlıklı olmadığını fark ediyorsunuz. Biraz ağrılı olan Türk - İslam sentezi, İslamiyetle yakın uzak hiç bir ilişkisi olmayan bu kahramanın adını çocuklarında pek kullanmamayı yeğlemiş. Şimdiye kadar ne kadar Tarkan tanıdıysam (Tevetoğlu haricinde 6 tane tanıdım. Üçü İzmirliydi ) ailesi ya asker kökenli ya da sol görüşlü idi. Ne kadar tatlı bir sosyoloji konusu değil mi?
Tarkan, Büyük Hun İmparatoru Attila'nın elçisi, sağ kolu ve fedaisidir. Yani maceralarının geçtiği zaman dilimi, Türklerin Şaman dininde olduğu günlere dayanıyor. (Tıpkı Karaoğlan'ın ilk dönemlerindeki gibi). Tarkan genelde tek başına dolaşır. Kadınlara yılışmaz. Attila'nın ona vermiş olduğu görev her şeyden önce gelir. Çizilen güzel ve yarı çıplak ya da avret mahalli kapalı biçimde yatan, oturan çıplak kadınlar yüzünden, bugün yaşı kırkı geçkin olanların ilk mastürbasyonlarına sahne olsa da, cinsellik ana temayı oluşturmaz Tarkan'da. Bununla beraber İtalyan çizgiromanının (yardakçı, kaledeki aşık kız gibi figürler) yada sarı saçlı kahraman ekolünün Tarkan'ı biraz olsun etkilediği söylenebilir.
Sert ama insanı fetheden, ressam elinden çıktığı belli çizgilerle yakalar okurunu Tarkan. Bugün okunduğunda diyalogların bazıları naif gelse de, Türkiye'de çizgiromanın Tommiks - Teksas olarak bilindiği, Fransız salon komedilerinin yerli, suyu çıkmış versiyonlarının sinemalarda hasılat rekorları kırdığı bir zaman dilimi için, oldukça ciddi bir çalışmadır. Zaten 1100 sayı civarında çıkmış olması da -yaklaşık 22 yıl- onun bu başarısının kanıtı. Eğer Tarkan bir Amerikan kahramanı olarak Amerika'da çıkmış olsaydı, üstüne doktora tezleri yapılan bir kahraman haline gelirdi. (Bkz. muadili Conan Efendi)
"Kahramanını İtalya'da hazırlarken, Romus ve Romulus benzeri bir alt yapı hazırlamıştır" diyen bazı kritiklere rastlasak da, bunun Çin tarihlerinde sözü edilen, Hun Hükümdarının Wu-Sun hükümdarlığına hücum etmesiyle başlayan hikayeden geldiğini düşünmek de olası.
Hun hükümdarı, Wu -Sun hükümdarının oğlu çok küçük olduğundan ona kıyamayarak, çöle atılmasını emreder. Orada kaderiyle karşılaşacaktır. Dişi bir kurdun emzirmesi ile Hun Hükümdarının çocuğun kutsal bir yavru olduğunu anlar. Önce kendine komutan yapar, daha sonra da eski hükümdarlığını geri verir. Olay, Büyük Hun İmparatorluğu'nun içinde geçmiştir.
Belki de Sezgin Burak, hem bu Çin kaynaklarını, hem de Troya'nın yıkılmasından sonra oradan kaçan Aienas ve soyunun efsanesini harmanlayarak, Tarkan'ın büyüme çağlarındaki öyküyü yaratmıştı.
Gümüş Eğer, Altın Madalyon, Kuzeyin Canavarları, Margus Kalesi, Viking Kanı, Mario'nun Kuşları. Tarkanın özellikle iki hikayesi, insanların gönlünde ayrı bir yer kazanmıştır. Tarkan'ın doğum öyküsünün yer aldığı, üç bölümden oluşan Gümüş Eğer (Özellikle birinci bölümdeki muhteşem çizimler ve anlatım tekniğinden dolayı) ve Mario'nun kuşları . Şu anda adını hatırlayamadığım birisi (İnternetteki Tarkan sitelerinden birinde okumuştum.) Mario'nun Kuşlarından çok etkilendiğini söylemiş ve etkilenişini şöyle tarif etmişti;"Çayın taneleri dibe doğru süzülürken onları Mario'nun Kuşlarına benzetirdim" Pes be abicim derler adama. Bu kadar da ciğerine vurulmaz ki insanın.
Üçüncü hamur kağıda ve yaklaşık bire bir ölçüyle basılması sonucu çizgiler kabarmış, zamanına göre oldukça iyi yapılan kapatma renge rağmen değerinden yitirmiştir. (Gırgır'da çalıştığım yıllarda koridorda ayaklar altında gezen bir yarı-orijinal bulmuştum. Tam orijinal diyemiyorum çünkü usta, orjinali çizdikten sonra, onu karta bastırıp, son dokunuşlarını yapıyor, baskı için bu son halini veriyormuş. İndirmerafı bölümünde o bulduğum orjinali koydum. İsteyen indirip, baskıda şişmemiş halini görebilir)
"Keşke Sezgin Burak sağ olsaydı, keşke bugün de Tarkan çizseydi" derken içimin cız ettiğini itiraf etmeliyim.80 sonrası nesil onunla hiç tanışmadı ama benim neslimde ona olan hayranlık hiç tükenmedi. "Türk okurunu en fazla etkilemiş olan çizgiroman nedir?" denildiğinde, bunun cevabı kuşkusuz "Tarkan" olacaktır.
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
--------Ustura Kemal |
Kutsi Akıllı
![]() |
![]() |
![]() |
|
![]() |
--------Hızlı Gazeteci |
Dünyayı kurtarmıyor, kötü adamları elleriyle adalete teslim etmiyor, cinayetleri çözüp, evrenin çökmemesi için boyutlar arası kapıları korumuyor. Sadece yaşamaya çalışıyor. Türkiye'de yaşamaya çalışmanın bile, hele de kültürel birikiminiz varsa ve zekiyseniz, nasıl "Kafkaesk" bir maceraya dönüşebildiğinin kağıda dökülmüş şekli "Hızlı". Onu okurken, yıllar önce, tatil oteli havuzunda, yanımdaki adamın arkadaşına dediği geldi aklıma "Öyle diyorsun da, bah, ohuyan da havuza giriyor, ohumayan da". Aslında süper güçlü canilerden çok daha yaman ve kalabalık düşmanları var onun.
"Birey kendi başına son derece sağlıklıdır. Dışardan gelen etkiler onun ruh sağlığında problemler yaratarak dengesini bozar" fikrini savunan psikoloji ekolünün bayrağı gibi Hızlı. Olmak istediği ile olduğu, yapmak istediği ile yapabildiği arasındaki mesafenin yarattığı iç hesaplaşma, onu mutsuzluğun sarmalına itiyor. İdealize düşüncelerin insan zayıflıklarıyla karşılaşması sonucu aldığı yenilgileri kendi yenilgileri olarak algılayan bir ruh yapısına sahip. Bunun bilincinde olmasına rağmen aldığı darbe onun sarsılmasını etkilemiyor. Bilinçaltında genlerimizle taşınan "iri, güçlüdür" kabulünün modern zamanlarda ne kadar kolayca tersine dönebildiğini sayfa sayfa okuyabiliyorsunuz. "Harcadıkça insansın", "Başarıya giden her yol mübahtır" gibi günümüz trendi ön kabullerden uzak kalmaya gayret eden kahramanımız, bunun bedelini, fazla beklemeden ödemeye başlıyor.
Yurt dışında uzunca bir süredir kullanılan ve orta yaş üzerindekileri de çizgiromana çeken düşünce balonlarının kullanımını mükemmel başarıyor. S-R'den (Etki - Tepki, Stimilus - Respond) çıkıp S-O-R (Etki - Düşünme - Tepki, Stimilus - Organizma- Respond) düzeyine çıkan çizgi roman sayesinde kahraman olaylara refleksle değil, araya koyduğu düşünce ile, var olan tecrübeleri ve o durumun ileriye olan etkisini hesaplayarak cevap veriyor. Bu da onun karakter yapısını anlatırken yaşamındaki arka planı ve kabullerini de açıklıyor.
Kadınlarla, toplumla, çalışma hayatıyla ilişkileri onu, fazladan herhangi bir hareket yapmadan kahraman durumuna sokuyor. Toplumda otomatikleşmiş olan hareket biçimlerini sorgulaması onun macerasının ne kadar tehlikeli boyutlara varabileceğinin göstergesi zaten. Paketlenmiş, tüketime hazır, takım elbise tarzındaki yaşam kalıplarına uzak kalarak bir çizgi roman kahramanı olurken, mutluluk denilen izafi duyguyu da çıkmayı nadiren başarabildiği yokuşlara sürüyor.
Hızlı Gazeteci'deki en başarılı nokta ise Manik - Depresif durumlardaki karikatürizeler. Karikatürizeyi çok iyi ve dozunda kullanan Necdet Şen, kahramanını bir anda "küçük dağları yaratan adam"dan "böcek"e dönüştürüp, ruh halini tam olarak yansıtabiliyor.
Geçen yıllar onu eskitemedi ve Abdülcanbaz, Ustura Kemal gibi büyüklere yönelik efsaneleşmiş çizgi romanların arasına girmeyi başardı "Hızlı". Hem yaratımında gösterilen özenle, hem de kahramanlığı kendisi yapmayıp, yaratıcısının üzerine yıkarak. Ben, Necdet'ten önce, çizgi romanı yüzünden dayak yiyen bir çizgi romancı duymamıştım (Karikatürcü "evet", çizgi romancı "hayır". Belki benim cahilliğimdir).
Gelelim bir şeyi en kolay anlatmaya yarayan "gibi"lere. Bonelli'den daha yetenekli diye tanımlayabileceğim bir diyalogcu Necdet. Düşünce balonlarıyla öyle kapılar açıyor ki, kimi yerde Mister No'nun, kimi yerde Örümcek Adam'ın iç dünyasına dalıyorsunuz. Corto Maltese'yi seven herkes sevecektir derdim ama, sanırım Corto Maltese'yi bilen hiç kimse, Hızlı'yı atlamış olamaz.
Milazzo zevki veren, atmosferi tam anlamıyla yansıtan bir çizgisi var. Çizgi romanın çizgi ya da aksiyon olduğunu düşünenlerden değilim. Bence çizgi roman, atmosferdir. Yazı ve çizgi birbirinin içinde yüzmesi gerektiğine inanırım. Birini çıkarttığınızda az önce önünüzde devleşen sayfaların öksüz çocuklar gibi ağlamaya başladığını hissediyorsanız, o, çizgi romandır. "Hızlı Gazeteci", Parantez'den çıkan, "Sandman" kadar sağlam bir çizgi roman serisi. Yüzyılımıza düşmüş bir Ken Parker gibi. Gırgır yada Pişmiş Kelle neslinden Engin Ergönültaş'ı, Deli dergisinden Sencer ve Gani'nin "Balat Öyküleri"ni sevenler için kalite olarak, eczanelerde dedikleri gibi, "muadili". Yine de kaçırmanızı tavsiye ederim. Alev Alatlı'nın kitapları gibi, bunlar da biraz, "tehlikeli".
Kutsi Akıllı
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
||
![]() |
--------Corto Maltese |
![]() ![]() ![]() |