![]() |
--------Kill Bill |
Tarantino'nun dördüncü filmi Amerika'yı afişindeki kılıçla ikiye böldü. Bir kısmı bunun muhteşem bir film olduğunu söylerken bir kısmı böyle filmlerin yasaklanması gerektiği konusunda kampanyalar yürütmeye başladı. En azından bu kadar tartışma yaratan bir filmi izlemek gerektiğini düşünüyorum. Film Hollywood yapımı olmasına karşın, kokusu sıradan Amerikan filmlerinden oldukça farklı. Elinize Amerikan filmlerinin " burada heyecan olur, burada kahraman zor duruma düşer, burada iş çözülür" şablonunu alıp perdenin karşısına geçerseniz, yanlış bir filme geldiğinizi anlıyorsunuz.
Filmde Tarantino'nun Akdeniz romantizmi net olarak hissediliyor. Romantizm denildiği zaman ay ışığı karşısında ele ele tutuşmuş, denizi seyreden aşıklar gözünün önüne gelenler ciddi bir hayal kırıklığı yaşayacaklar çünkü film o anlamda romantik değil. Kurtuluş Savaşı da romantik bir hareketti. Bu noktadan yola çıkıldığında yapmak istediğimiz romantik tanımı daha iyi yerine oturacaktır.
Sam Peckinpah öldükten sonra "şiddetin şiiri"ni yazabilecek ustalıkta bir yönetmenin daha geleceği konusunda bütün sinema eleştirmenleri şüpheliydiler ama Kill Bill 1 net olarak gösteriyor ki Rezervuar Köpekleri ve Ucuz Roman'la kulvara giren Tarantino, bu işten alnının akıyla çıkabilecek.
Bazı otoritelerin onu Kubrick'ten sonra en iyi müzik seçen yönetmen olarak tanımlamasının da boşa gitmediğini görüyoruz. Filmden çıkan herkes, müziklerin sarhoşluğunu yaşıyor.
Bruce Lee ve karate filmlerine de sıkı göndermeler yapan film kült olmaya aday değil, zaten öyle olacağı öngörülmüş bir yapım olarak karşımıza çıkıyor.
Post- modernizm ve trend konularına son derece hakim olan Tarantino filmde yaptığı toplayıcılığı, Wachowski kardeşler gibi çiğ çiğ yedirmeye çalışmak yerine eleğinden geçirip yeniden pişiriyor ve yenildiği zaman tat veren bir hale getiriyor. Filmin içindeki animasyon bölümleri ise Amerika'da gittikçe yükselen ve Sprited Away ile Oscar'a varan "Anime" rüzgarını, sıradan sinema seyircisine sunuyor.
Kill Bill'i vcd'den seyredenler için söylemiyorum, onların büyük
bir çoğunluğu filme gidecektir ama seyretmeyenler için diyeceklerim
var. Büyük ekranda ve iyi ses sistemi olan bir sinemada bu filmi
seyretmeye gidin.
![]() |
![]() |

![]() |
--------Battle Royale |
Yakın bir gelecekte Japonya'da gençlerin iyice gemi azıya aldığını düşünen büyükler onlara hadlerini bildirmek amacıyla bir dizi önlem alıyorlar. Bu önlemler paketi içinde gençlerin yüreklerine korku salmak için düşünülen yöntemlerden biri de Battle Royale.
BR'de, kurayla seçilen bir lise son sınıf bir adaya getiriliyor ve içlerinden tek kişi sağ kalıncaya kadar birbirlerini öldürmeleri şart koşuluyor. Gençlere, kendi çantaları yanında, hayatta kalmalarını sağlayacak bir de ikmal çantası veriliyor. Bu çantada su yitecek ve silah bulunuyor. Çantanıza hangi silahın düştüğü tamamen şansınıza bağlı. Çöp tenekesi kapağından Uzi'ye kadar değişik alternatifler var.
Tabi gençlerin yıllar süren arkadaşlıklarını kırmak için çareler de düşünülmüş. 3 günün sonunda eğer bir kişiden fazlası sağ kalırsa grubun tamamı öldürülüyor. Bu arada gençleri birbirleriyle karşılaştırmak için ellerine verilen haritalara göre günün belirli saatlerinde tehlikeli bölgeler ilan ediliyor. Tehlikeli bölgelerden çıkılırken ister istemez karşılaşmalar yaşanıyor.
Yönetmen Kinji Fukasaku bir Sam Pekinpah değil ama işi oldukça ciddiye
aldığını belli ediyor. Şu anda filmin ikincisi de çevrilip vizyona girmiş
durumda. Kinji Fukasaku ikincinin yönetmenliğini tek başına değil aynı
soyadı taşıyan Kenta Fukasaku ile birlikte üstlenmiş. İkincisini bilemeyiz
ama birincisi kesinlikle dikkate değer bir film.
![]() |
![]() |
![]() |

![]() |
--------Cube 2 |
Bu sayıda tanıtacağımız film Cube II. Özellikle bilim kurgu ile ilgilenenleri son derece mutlu edebilecek bir film bu. "The Cube"u izleyenler bilir. 1997 yapımı olan film, Science - fiction Channel için yapılmış, dar bütçeli bir yapıttı. Yönetmeni Vincenzo Natalie, yazanlar ise Andre Bijelic ve Vincenzo Natalie idi. İkincisi ise, biraz daha usta bir yönetmen olan Andrzej Sekula tarafından çekilmiş. Yazan ise Sean Hood esaslı hikayeden senaryolaştıran Ernie Barbarash ve Lauren Mc Laughin.
İlk "Cube"yi seyrederken filmin yeni bir fikir mi yoksa daha önce çekilen bir filmin yeni uyarlaması mı olduğunu merak edip imdb'ye bakmıştım. Aynı adlı 1969 yapımı bir tv filmi daha var ama o tek kişi üzerine. Bir de 1980 yapımı "Cube" varmış fakat onun hakkında pek bilgi yok.
Konumuza dönelim, birinci "Cube" filmi, topu topu beş altı küpün içinde geçiyordu. Bir de neresi olduğu belli olmayan bir mekanın. Yine de oldukça sürükleyici bir filmdi. Bir kaç küpe dışarıdan değişik işlemeler yapılıp, farklı renkte ışıklar verilerek bambaşka bir dünya yaratılmıştı. Oyuncular vasatın biraz üstünde olmasına ve bazı şeyler havada kalmasına karşın, kesinlikle seyredilmeye değer bir filmdi. Seyrederken "Bunu Ruslar yada İngilizler çekmiş olsaydı, oyunculuk da muhteşem olurdu" diye düşünmüştüm.
İkincisinin çıktığını duyduğumda "Herhalde büyük bir hayal kırıklığı yaşayacağım" dedim. "Amerikalıların çok yaptığı tavuğun suyunun suyu işlerden biri. Birincisinin popülaritesinden yararlanıp üstüne aynı adı yazıp, öylesine bir film piyasaya sürerek, enayi avlamaya çalışıyorlar. Enayi yaftasını göze alarak filmin vcd'si ile bilgisayarın karşısına geçtim.
Yanılmışım. Değerlendirme yaparsak, bir çok bakımdan ilkiyle yarışabilecek, hatta geçebilecek düzeyde. Tabi ilkinde var olan o ani dehşet hissine kapılmıyorsunuz. Olay küplerin içinde geçecek, bu belli. Üstelik başlangıç sahnesi de birincisine göre çok yavan ama zaman geçtikçe "Cube 2" kendisini kanıtlamaya başlıyor. Hem de ne kanıtlama. Örneğin o ilk sahnenin beklediğinizden çok daha kuvvetli bir sahne olduğunu, filmin yarısına geldiğinizde anlıyorsunuz.
Altyapısı son derece sağlam. Görsel efetkleri mükemmel. İlkinde eksik kabul edilen cinsellik buna eklenmiş ama eklenmese de çok bir şey değişmezdi. Bir filmin konusunu yarıya kadar anlatıp "sonra olaylar gelişir" ya da "olaylar hiç de beklendiği gibi gelişmez" tipi klişelere girmeyi sevmediğimden konusuna pek girmemeyi tercih ediyorum. Bilim yada bilimkurgu sevmeyenleri ne denli çeker pek bir şey söyleyemiyorum ama bilimkurgu sevenler için 10 üzerinden en az 8 eder. "Eh, o kadar iyiyse sinemaya gelir, biz de seyrederiz" diyenler de biraz yanılıyor olabilir. Kitlesinin ticari boyutu bir yana, 11 Eylül'den sonra daha da kuvvetli esen "Temiz, güçlü Amerika" "Biz ne yaparsak kaka adamlarla savaşmak için ve temiz yoldan yapıyoruz" rüzgarlarına da ters. Yani bir festivalde yakalayabilirsiniz, vcd - dvd olarak alabilirsiniz ya da filmi izleme hayallerinin üzerine bir bardak su içebilirsiniz.Kutsi Akıllı/Aralık 2002


![]() |
![]() |
![]() |
--------Deli Yürek |
Öncelikle film şimdiye dek Türkiye'de yapılan en sıkı komplo teorisi filmi. Türkiye'de eski Fransız ve Amerikan filmlerinin ikinci sınıf uyarlamalarından yeni yeni kurtulmaya başlayan Türk sinemasında, bayağı ciddi bir soluk. İşlediği konuda "Filler ve çimen" gibi üstünkörü geçmeyip, net yaklaşmış olaya. İçinde insanların hala konuşmaya cesaret edemedikleri bazı şeylere, üstüne basa basa yer verilmiş.
Gaffar Okan suikastinin arkasında Hizbullah gibi bir örgütün başaramayacağı bir hazırlığın olduğu, şerefsizlikten ordudan atılmış bir subayın albay rütbesine kadar yükselmiş ve Türkiye'nin en kritik bölgesinde görev yapmış olma olasılığının rahatlıkla bulunduğu, polisin içinde bulunan yasadışı örgüt bağlantısı, dost ve stratejik müttefik Amerika'nın Türkiye'yi bölmek için yaptığı çalışmalar, Güneydoğu üzerindeki uluslararası hesaplar, Kürtlere fiziksel benzerliğinden dolayı yetiştirilen ve güneydoğuya yerleştirilen Güney Dakota'lı CİA ajanları, örgüt evlerindeki güvenlik sinyalleri, yargısız infazlar v.s gibi.
Derin devlet olgusu açısından tarafgir, belki düşüncenize de uymayacak
şeyleri söylüyor olabilir, senaryoda bazı sarkan, uzayan yerler var ama
mutlaka seyretmenizi tavsiye ederiz. Bu kadar eleştiriye rağmen Antalya'da
en iyi görüntü ve en iyi kurgu ödüllerini aldı. İki saatinizin çöpe gitmeyeceği
garanti.
Kutsi Akıllı


![]() |
![]() |
![]() |
--------Jeremiah Johnson |
Filmimiz
Jeremiah Johnson yada başka bir deyişle Türkiye'de Alaska namıyla tanınan Ken
Parker'in ilham kaynağı.
Meksika savaşından sonra dağlarda yaşamaya karar veren bir adamın öyküsünü konu
etmiş Jeremiah Johnson filmi. Filmdeki şarkının da dediği gibi insan bir yolda
yürümeye başlar ama yol, hiçbir zaman onun kafasındaki gibi gitmez. Dağlarda,
insanlardan uzak, tek başına yaşamak isteyen Johnson da, düşündüğü değil, rüzgarın
onu sürüklediği yönde ilerlemeye başlıyor.
Film, 1972 yılında Sydney Pollack tarafından çekilmiş. Başrolde ise Robert Redford
oynuyor. Sağlam filmin senaryosu da olur muhabbetinden yola çıkılarak yazar
kadrosu da oldukça geniş tutulmuş. Eser Vardis Fisher'in Dağ Adamı (Mountain
Man) adlı romanından ve Raymond W. Thorpe ile Robert Bunker'in Karga Öldüren
(Crow Killer) adlı hikayelerinden uyarlanarak hayata geçirilmiş. Yazar kadrosunda
ayrıca John Milius, Edward Anhalt ve David Rayfiel var. John Rubinstein ve Tim
Mc Intire müziklerini yapmış. Bununla birlikte filmde, Jack London, gizli yazarlık
yapmış gibi. Herhalde senaryolaştırılırken içlerinden biri Jack London'un kitaplarını
yeniden hatim etmekle meşguldü.
Filme yönetmen kadar imzasını atan biri daha var; Görüntü yönetmeni Duke Callaghan.
Kamera öylesine ustaca kullanılmış ki, kendinizi film izlermiş gibi değil, Jeremiah'ı
gizlice seyredermiş gibi hissediyorsunuz. Robert Redford'a gelince, çok başarılı
ve o zamanki sinema dergilerinde yazılanlara göre, filmin çekimlerinde hayli
üşümüş.Eh tabi, kar altındaki bir arazide dereye girip, balık avlamaya kalkar
ve bunu dublör kullanmadan yaparsanız, biraz üşümeniz normal.
Film mono çekilmiş ama daha sonradan dolby dijital hale getirilmiş. Amerikalılar
hastası oldukları sınıflandırma mantığı çerçevesinde onu "Kurtlarla Dans"
ile aynı kategoriye koymuşlar. Yalnız "Kurtlarla Dans", böylesi sıkı
bir filmin yanında bayağı "telmaşa" (telmaşa; Bir zamanlar Eminönü'nde
kilo ile satılan pilli, Stempo marka saatlere verilen takma ad) kalıyor. En
güzel tarafı da, Sydney Pollack'ın etkisiyle, Amerikan filmlerindeki o suni,
plastiğimsi dokuyu hissetmememiz. İlk on dakikası ile ortadaki on dakikası yada
sonundaki on dakikası arasında fark yok. Filmin her dakikası aynı değerde.
Konusunda bir başyapıt seyretmek istiyorsanız Jeremiah Johnson'u mutlaka izlenecekler
listesine alabilirsiniz.
Kutsi Akıllı
(Enki Bilal'in filmlerini arıyorum. Elinde Enki Bilal'in filmleri olan varsa ve e-mail gönderirse sevinirim)