|
Kutsi Akıllı
Çizgi romandan sinemaya geçen kahramanlar deyince akla hemen Hollywood ve Amerikan çizgi romanları gelir. Sinema endüstrisinin de çizgi roman endüstrisi gibi çok gelişmiş olduğu bu ülkede, prodüktörlerin, böyle potansiyel bir seyirci kitlesini kaçırmaları düşünülemezdi. Bu yüzden çizgi kahramanlar teker teker perdede boy göstermeye başladılar. İlişkide baş köşeye Superman oturuyor haliyle. Önce çizgi film, daha sonra da film olarak beyazperdede boy gösteren kahramanımız, geniş omuzları ve güçlü bedeniyle perdeyi doldurmakta hiç güçlük çekmedi. (İşin ilginç tarafı Superman niye öyle acaip gelişmiş bir vücuda sahiptir, bu da merak konusu. Hani güce ihtiyacı olsa bir derece ama, güç zaten molekül yapısından geliyor. Şimdi bir yaratığın kaslarının gelişmesi, oldukça heybetli bir şekil alabilmesi için zorlanması gerekir. Bu zatı muhterem uçabildiği bir yer çekimi ortamında nerede zorlandı da, böyle bir vücuda sahip oldu? Boş zamanlarında ayın yörüngesinde değişiklikler yaparak mı antrenmanlarını ifa etti? Neredeyse Conan muadili diye bahsedilebilecek o muhteş vücudu kazanabilmek için hangi egzersiz programını uyguladı. Normalde çiroz gibi, ince uzun bir yaratık olmalıydı. Dikine büyüyen cinsten. Bu hep aklıma takılan bir soru ya, neyse. Şimdi konuyu dağıtmayalım.) Babası Marlon Brando'nun yardımıyla dünyaya gelip, Amerikan mülteci programına dahil oldu ve 3 film boyunca ortalığı dağıttı. Metropolis'in kahramanı beyaz perdedeki düşmanları avlar da, Gotham'ın kahramanı boş durur mu? O da etrafı dağıttı, kötülerin hakkından geldi. Gerçi Amerikan kahramanlarının perdeye düşmesi teorik olarak sadece Amerikalıları ilgilendiren bir durumdu ama, çizgi romanın evrenselliği, onları kıtanın çok ötelerine taşıdı. Özellikle Hong Kong sineması, süper kahramanların tamamıyla ilgilendi. Hatta ilgilenmekle kalmayıp, onları biraz daha geliştirerek, uzakdoğu sporlarını çok iyi bilen ve uzakdoğu kahramanlarıyla birlikte ya da onlara karşı dövüşen karakterler haline getirdi. Özellikle (Nasıl olsa kahraman bol. Resmen enflasyon yaşanıyor, bir tanesine yüklenirsek belki istediğimiz etkiyi elde edemeyiz mantığıyla) "versus" olgusunu kullanan ve kahramanları demet haline getiren bu sinema, yurdumuzda sürekli ilgi gören uzak doğu sporları yardımıyla, Türk sinemalarına ulaştı. Tabi bunu gören bazı yapımcılarımız da " e, madem böyle bir pazar var, hadi girelim" dediler. ( Ne kadar ilginçtir ki çizgi romanın filme çevrilmiş halinin etkilediği bir sinema. Kahvaltıda ne alırdınız? "Şey, ben bir özgün Türk sineması rica edeyim. Amerikan kahramanlı olsun, uzak doğu soslu) Tavuğun suyunun suyu olması nedeniyle kahramanlar ve karakterleri de, oldukça deforme durumdaydı. Aytekin Akkaya'nın Kaptan Ameri - Asia rolü oynadığı "Üç Dev Adam" gibi (Kaptan Amerika o kadar değişik bir hal almıştı ki, onu özgün bir adla tanımlamaktan başka çare kalmadı). Bu arada Türk ve İtalyan film endüstrisi işbirliği yaparak dünya sinemasının seçkin bazı örneklerini hayata getiriyordu. Cüneyt Arkın'ın başrolünü oynadığı "Üç Süpermenler " filminde kahramanların taşıtı, o zamanlar yurdumuzun önde otomobil firması Anadol'un çıkarttığı prematüre araç "Böcek"'ti. Bu yola giriş (supi kahramanlar) bizde Amerikan çizgi romanının etkisiyle değil, (çünkü Baytekin (Gordon), Phantom ve Superman görücüye çıkmış ama okunma rekorları falan kırdıkları yok. Piyasa İtalyan asıllı Amerikalıların elinde) uzakdoğu filmleri etkisiyle olmuştur diye bir parantez açıyorsak da, Türk sineması, çizgi kahramanları da alıp kullanmıştır. Hem de oldukça hoyratça. Sadece Tarkan, Kara Murat, Malkoçoğlu değil, Zagor ve Tommiks gibi İtalyan kahramanlarını da bu gazap rüzgarından uzak kalamamıştır. Türk sineması bunu böyle yaptı fakat dünya sinemasında olaya farklı bir boyuttan mı bakıldı? Tartışılır. Her kahramanın bir boyutu vardır. Tabi bir yaş çizgisi de. Eğer Superman'ı filme çekersen - bu geniş sinema seyircisine ulaştırabileceğin bir çizgi romandır çünkü - hikaye, 12 zeka yaşı çevresinde döner. Ama eğer kalkıp Judge Dredd'i sinemaya uyarlamaya çalışırsan, yanına yalaka kanka verip onu o taviz vermez çizgisinden koparırsan, değil Sylvester, Dredd'in ete bürünmüş şekli gelse, o işi kurtaramaz. Bugüne kadar yapılmış en iyi çizgi roman uyarlamalarından biri de Dick Tracy oldu. En azından atmosfer yaratma ve çizgi romanın renk skalasının korunması açısından maksimum önem verildi, oldukça yetenekli aktörler çeşitli yan rollere dağıtılarak film, çizgi romanının karakterlerinden fazla kopmadan, aynı sıcaklıkla beyaz perdeye geçirilmeye çalışıldı. Ama her bu tür filmde çoğu çizgiroman sever beyaz perdeye bakıp aynı şeyi düşündü. "Ya keşke başka bir şey yapsalar da şu çizgiroman kahramanlarını bıraksalar. Konunun suyu mu çıktı?" Ve sonunda olan oldu. Kendi kurgu mantığı içinde konuların suyunun
çıktığına karar veren Hollywood, işi iyice pazara döktü. Spawn'ı, X-Men'i,
Spiderman'i, Daredevil'i derken çizgiromana ait "Blockbuster"
yağmuru başladı. Son turfanda, kim ne kaparsa hesabı. Artık neredeyse
her sinema, kendine ait bir süper kahramanın filmini oynatacak hale
geldi. Aha işte, Hulk da geliyor. Aaa, sen burda mıydın? Hulk abim,
yeşil abim, hoş geldin. Yenge nasıl? Ne yengesi mi? Al şundan bir fırt
çek bakayım. Bendensin. |
||