Kripton'dan gelen yiğit

Kutsi Akıllı          


"Çizgi roman ve Amerika" denildiğinde, akla gelen ilk isim, Superman'dır. Peki kimdir bu Süperman ya da orijinal tanımlamasıyla " Man of Steel" efendi? Kripton'da doğma, Kal-el'den olma bu sevimli bebek, dünyaya gelerek, Kripton'da yaşasa sıradan bir adam, belki de babasının torpiliyle bir devlet dairesine sokulan ve emeklilik için gün sayan, torun torba sahibi olmaktan başka hiç bir yüce amaca hizmet edemeyen kıtıpiyos bir memur olacakken, inanılmaz ağırlıkları kaldırabilen, uçabilen, x-ray bakışlarıyla en hasından röntgen yapabilen, teleskopik bakışlarıyla uzakları yakın eyleyen, en öldürücü silahlardan etkilenmeyen ve daha bir sürü baba özelliği olan olağanüstü yetilerle donanmış bir zat-ı şahaneye dönüşür. Bunun nedeni de, Kripton'un farklı yapısı, kırmızı bir güneşin etrafında dönmesi ve oradaki çekimin dünyadan çok daha güçlü olmasıdır. Şimdi ıncığını cıncığını zıbırdatmadan kafadan bunları kabullenmeniz lazım. Eyvallah diyelim, devam edelim.

Kripton'un güneşi kelek yapınca babası oğlu için yaptığı roketle onu dünyaya gönderir. (Oralarda "roket avrat, pusat" diye bir söz vardır. Çok meşhurdur "Kripton'un roketi". "Laz Colt'u gibi. Herkes evinde yapar bi tane. ) Süper bebeğimizin içinde bulunduğu roket dünyaya düşer ve Kent ailesi, roketi bulur. İşte şenlik de o zaman başlar.

Sorun, ilginç bir ticari kaybın kabullenilmesi ile açığa çıkar. Amerika'da bir kahraman tuttuğu zaman, onun envai çeşit döneminin ve her yaş grubuna göre biraz değiştirilmiş olan maceralarının basılmasıdır. Çünkü, tutmuş bir kahramanın her serisi, en azından mali açıdan bir tehlike yaratmayacak kadar okuyucu kitlesi bulacak, tutulursa da sürüp gidecektir. Burada normal olmayan Superman'ın (son derece ilgi çekici bir konuyken) bebeklik ve ilkokul evresinin "pat" diye atlanmasıdır. O yaş grubunda yaşadığı maceraların yer aldığı Superbaby ve Superkid adlı dizilerin çıkartılmamasıdır. Süpersperm serisi ise üç sayfalık tek bir sayı olarak çıkmıştır. (Jor - El'in erken boşalma sorunu yüzünden)

Hadi bakalım, diyelim dünyaya geldi bu velet. Bir kere nasıl besleyeceksin? Kadın, her ne kadar bu uzaylı bir insan yavrusuna benzediği için evlat edindiyse de, göğsünden süt vermeye kalkmamış olmalıdır. (Daha sonraki sayılarda bacımızı sağ salim gördüğümüzden böyle bir şevkat budalalığına düşmemiş olduğunu anlıyoruz) Bu velet "süper"se, sütanası daha meme verir vermez şişme bebek gibi söndürürdü hatunu. Dişlerini traktör ısırarak kaşımıştır bu baş belası. Kapıları açmak yerine onları delerek geçmenin zevkine vardığında, onu bir daha tutabilirsen aşkolsun. Altına bez bağlandığı dönemi boş versek bile, kakasını lazımlığa yapmaya başladığı dönemde, epey lazımlık parçalamış olmalı. Tuttuğunu koparan bir çocuk olarak yetiştiği muhakkak. Bu yüzden cinsel bir tacize uğramamış olduğunu kesinlikle söyleyebiliyoruz.

Diyelim ki komşu kadın misafirliğe geldi. Tabi gelecek, komşuda aniden bilmem kaç aylık bir bebek peydah olmuş durumda. Merak bu. Gözleri durmadan bebeği arıyor. Derken bizim nur topu gibi bebeğimizi gördü. İşte geleneksel bir aile kadınının söyleyeceği cümle. "Aaaa, ne sevimli çocuk. Hadi bizimkini de getireyim de, beraber oynasınlar" Biraz sonra diğer çocuk, ç-o-c-u ve k şeklinde fasiküllere ayrılmış durumda olacaktır. Ondan sonra, saklayabilirsen sakla süper veledi. Nereye saklıyorsun?

X - ray ışınlarını kullanarak, Kent ailesini teşaşür (sevişme) anında izleyip, kapıyı parçalayarak girişini, annesi ona cinsellik hakkında yarım yamalak bilgi verene kadar babasının suyunu çıkartışını gözünüzün önüne getirin. Veya bir misafir banyoyu kullanıp geri döndüğünde, yine aynı ışınları kullanan veledin misafire "niye çiş yaparken klozetin oturağını kaldırmadın amca" diye hesap sorduğunu düşünsenize. Yani neresinden tutsan kopuyor iş.

Devam edecek....

1 - 2 - 3 - 4